PDF

Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar PDF Oku indir

Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar PDF Oku indir, e-kitap sitemizde Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar kitabını araştırdık. Ayrıca Albert O. Hirschman tarafından kaleme alınan Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar kitap özetinin yanı sıra, Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar pdf oku, Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar yandex, Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar e-kitap pdf, Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar PDF Drive, Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar Epub gibi indirme linklerini de bulacaksınızdır.

Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar PDF indir Oku

Albert Hirschman çağımızın büyük entelektüellerinden biridir. Yazıları iktisadi gelişme, toplumsal kurumlar ve insan davranışları ile ilgiliki fikirlerimizi etkilemiş; kimlik, sadakat ve bağlılıklarımızın doğası ve kapsamı hususundaki anlayışımızı değiştirmiştir. O yüzden, bu kitabı Hirschman’ın en iyi katkılarından biri olarak nitelemek bi hayli fazla iddialı olacaktır. Bugünlerde pek ilgi çekmeyen, saygı görmeyen ve dünyanın ileri gelen üniversitelerinin ders programlarından da silinmeye yüz tutmuş bir konu olan iktisadi düşünce tarihi üzerine bir kitap -hatta incecik bir monografi- olduğunu düşünürsek bu niteleme daha da iddialı görünecektir. Tutkular ve Çıkarlar kamu kararlarına katkı niteliğindeki bir eserin (Hirschman’ın The Strategy of Economic Development’ında -İktisadi Kalkınma Stratejisibulunan) siyasi önemine veya pratik aklın gereği olan bir aciliyete (Exit, Voice, and Loyalty’nin – Terk Etme, Sesini Yükseltme ve Sadakat- müthiş biçimde ortaya koyduğu gibi) sahip değil. O zaman bu kitabı böylesine özel kılan nedir? ZARARSIZ ÇIKARLAR VE ZARARLI TUTKULAR Bu sorunun cevabı yalnızca Hirschman’ın kapitalizmin ideolojik temellerine yeni bir gözle bakmamızı sağladığını kabulde değil, bunun yanı sıra bu yeniliğin iki yüz yıldan daha eski olan düşüncelerden kaynaklandığı gibi enteresan bir gerçekte gizlidir. Dile getirilme tarzlarını ve gelişimini araştırdığı temel varsayım, kapitalizm savunusunu “bazı zararlı insan uğraşları yerine yararlı uğraşları harekete geçireceği” inancına dayandırıyor. Konuya böyle bakmanın bugün bize çok uzak görünmesi kaçınılmazdır, ki zaten uzaktır; bundan dolayı bu tezin harekete geçirici kapitalizmin erken dönem fedaileri tarafından son derece kuvvetli (ve kendi mantığı içinde gayet ikna edici) bir biçimde geliştirilmesi ve savunulması özellikle dikkat çekicidir. Kapitalizmin günümüz dünyasındaki başarısı o kadar mutlak ve o kadar kabul edilmiş, artıları ve eksilerinin tesbiti artık öyle bir standarda oturmuştur ki, ilk zamanlarda düzenin düşünsel savunusunun, bugünkü bakış yönünden ne kadar uzak fikirlere dayandığını kavrayabilmek pek de kolay değildir. Temel düşünce ikna edici basitlikte. Klasik Hollywood tarzında bir benzetme yaparsak, bir özelliğinizden -teninizin rengi, burnunuzun şekili, inancınız, vb – büyük bir tutkuyla nefret eden gözü dönmüş fanatikler tarafından kovalanmakta olduğunuzu düşünün. Tam yakalanmak üzereyken etrafa bir miktar para saçıyorsunuz ve hepsi de banknotları toplamak gibi oldukça önemli işe girişiyor. Kaçarken, serserilerin böyle faydalı bir şahsi çıkar anlayışına sahip oldukları için şanslı olduğunuzu düşünerek sevinebilirsiniz, ama meslek icabı evrenselleştirmeye alışkın bir teorisyen bunun yalnızca servet edinme yönündeki zararsız çıkarın vahşi tutkuyu bastırmasının bir örneği -biraz da ilkel bir örnekolduğuna dikkat çekecektir. Baş savunucularının gözünde buradaki olayda alkışı hak eden kapitalizmdir ve Hirschman’ın bu etkili eserinde de söz konusu savunucular ele alınmıştır. ENFORMASYON EKONOMİSİ VE TEŞVİKLERLE KIYASLAMA Kapitalizmin davranışsal temelleri tabii ki ilgi çekmeye sürdürmekte, şahsi çıkar peşinde koşma kapitalizmin işleyişi ve başarılarıyla alakalı teorilerde hâlâ merkezi bir seviyeye sahip.

Ama son döneme ait bu teorilerde, çıkarlara daha farklı ve çok daha “pozitif” bir rol yüklenmiş; zararlı tutkulara engel oluşturmak gibi negatif bir rolün yerine enformasyon ekonomisi ve teşviklerin düzgün işlemesiyle kaynakların verimli dağılımını sağlama rolü geçmiştir. Hirschman’ı bu tarihsel incelemeyi yapmaya iten bir pasajdaki Montesquieu’nün savı, tutkular insanları “kötü” olmaya itebilecekken “kötü olmamak onların çıkarınadır” şeklindeki inancıyla ilişkiliydi. James Steuart “çıkarları” överek “despotluğun akılsızlığına” karşı “en etkili dizgin” diye niteliyordu. Bu tür bir anlayış, piyasa ekonomisi ve kısıtlanmamış kapitalizme dair güncel teorilerde bulunan güdüsel (motivasyonel) analizden fazla daha değişik bir yönü işaret ediyor. GÜNCEL BAĞLANTILAR Gelgelelim, bu yapıta duyulan ilgi yalnızca sağladığı tarihsel aydınlanmadan kaynaklanmamaktadır. Bugünün endişelarıyla burada ele alınanlar içinde bir çok bağlantı var. Kötü tutkuların günümüz dünyasındaki korkunç etkilerini düşündüğümüzde, kapitalizm ve sahip olma içgüdüsünün insanları yıkıcı davranışlarından uzaklaştıracak biçimde kullanılıp kullanılamayacağı sorusunu sormak gerçekten de mühimdir. Şahsi çıkarı büyük bir kurtarıcı olarak görenler yalnızca Montesquieu, Steuart ve bir kısım çağdaşları değildi; ardındanki zamanda birtakım yazarlar da (genelde öncedenki külliyatın farkında olmadan) şahsi çıkarı kötü tutkuların etkisinden kaçmanın çok iyi bir yolu olarak gördüler. Hirschman’ın da işaret ettiği gibi, Keynes bile “insanın kendisiyle aynı durumdaki yurttaşlarına zorbalık etmesindense kendi banka hesabına zorbalık etmesi yeğdir,” diyor ve ikincinin ilkine “bir farklı oluşturması umudunu dile getiriyordu. “Burada anlatılan öyküden sonra Keynes’in, kendisine özgü biçimde alttan alarak yaptığı kapitalizm savunmasında, Dr. Johnson ve diğer on sekizinci yüzyıl isimlerince kullanılan sava başvurması pek iç sıkıcıdır,” diyen Hirschman birazcık haksızlık ediyor olabilir. Nitekim bu sav orijinal olmasa da enteresanliğini korumaktadır ve Keynes’in bu hususta önceden yazılanları bilmiyor olması sorusunun geçerliliğini azaltmaz. Eğer ileri sürülen bağlantı işe yarasaydı, kapitalizm için elle tutulur bir gerekçe sağlardı; üstelik bu gerekçe “verili” tercihler ve iktisadi endişeların diğer güdülenimlerden yalıtılmış olarak ele alınmasına ağırlık veren Genel Denge Teorisi ve ona bağlı yapılardan tümüyle farklıdır. Aslını söylemek gerekirse Hirschman da bu akıl yürütme tarzını Rival Views of Market Society (Piyasa Toplumuna Dair Karşıt Görüşler) adlı eserinde çok güzel bir biçimde sürdüriyor. Tabii ki kâr sağlama ve piyasalaşmayı desteklemeyi köktenci saldırganlık ve zararlı tutkuları bastırmak için genel bir yöntem olarak görmek zordur (örneğin, iktisadi şahsi çıkarları destekleyerek Bosna, Ruanda veya Burundi’deki sorunlara acil bir çözüm bulunması pek olabilecek değildir), ama burada bilhassa uzun soluklu zamanda tamamen göz ardı edemeyeceğimiz bir bağlantı ihtimali var.

Ampirik bağlantılar pek basit değildir ve tamamen koşullara bağlıdır. Çıkar peşinde -satış belgeleriyle kuşanarak- alışveriş ve ticaretle uğraşmanın, düşman görülenleri -palalar ve başka saldırı silahları kuşanarak- tutkulu biçimde kovalamayla pek uyuşmadığı düşüncesi akla yakındır. Yine de, uygun koşullar oluştuğunda, bir Mafya etkili bir biçimde para kazanma ile şiddet ve acımasızlığı bir araya getirebilmektedir. Ampirik bağlantılar çok karmaşıktır ve koşullara bağlı özelliklerin daha yakında zamandan incelenmesi gerekmektedir. BİRİCİK GÜDÜ OLARAK ŞAHSİ ÇIKAR Diğer bir güncel bağlantı ise iktisat teorisindeki genel davranışsal varsayımların gelip geçici doğasıyla alakalı. Kapitalizmi ilk başlarda savunanlara son derece ikna edici ve tabii gelen bir teorinin bugün bir o kadar uzak -hatta enteresan- gelmesi, bugünkü teorisyenlere ikna edici ve tabii gelen davranışsal varsayımlara şöyle bir durup bakmamızı gerektiriyor. İktisat teorisinin ana akımı şahsi çıkarın peşinden tam bir adanmışlıkla gidileceği önkabulünü etkili biçimde kullanmaktadır. Verimlilik üzerine temel Arrow-Debreu teoremleri ve rekabet dengesiyle alakalı Pareto çözümü dahil olmak üzere bazı sonuçlar, “dış etkenlerin” (özgecilik dahil) çok kısıtlı kimi istisnalarla tamamen denklem dışı bırakılmasına dayanır. Özgeciliğe izin verildiği zaman bile (Gary Beeker’ın akılcı dağılım modelinde olduğu gibi), özgeci davranışların her bireyin kendi şahsi çıkarına olduğu için ortaya konduğu varsayılır; başkalarının sempatisini kazanan özgeci kendi hesabına fayda görmektedir. İyi biri olmak için iyi davranmaya çabalama güdüsüne veya bireyin kendi yararına olmayan amaçlar peşinde koşmasına hiçbir rol biçilmemiştir. Bütün bunlar, bir yanda ilk dönem kapitalizm teorisyenlerinin şahsi çıkarla karşı karşıya geldirdığı şeytani tutkuları, diğer yanda ise Kant’ın Pratik Aklın Eleştirisi’nde incelediği ve Adam Smith’in Ahlaki Duygular Teorisi’nde ele aldığı toplumsal ödevleri dışarıda bırakmaktadır. Hirschman’ın başka yerlerde de işaret etmiş olduğu gibi, böyle “eli sıkı” teorilerin aleyhine birden fazla ispat ve şahsi çıkarlarımızla kamusal endişelarımız içindeki dengenin zaman içinde belli örüntüler -bir olasılıkla da döngüler- ikaznca değişimler gösterebileceği yönünde kimi belirtiler mevcuttur. Shifting Involvements (Değişen İlişkiler) adlı eseri böylesi bir iktisadi ve toplumsal davranışın sergilediği zengin analiz imkânlarının ana hatlarını çizmektedir. Bu mühim soruların daha derinine inmek için burası çok uygun bir yer değil, ama bunlar zaten Hirschman’ın diğer eserlerini ilgilendiriyor. Ne var ki (bu kitapta ele alındığı üzere), kapitalizmin davranışsal temelleri üzerine geliştirilmiş ve şimdiki varsayımların savunulduğu kadar kuvvetli biçimde savunulmuş olan öncedenki bir teorinin sonunun gelmesi, ana düşünce akımına ve çoğu durumda gelip geçici biçimde hâkim olan modalara genelde daha dikkatli yaklaşmamız gerektiğini gösteriyor.

KÜLTÜRÜN ROLÜ Aslına bakılırsa, tam da çağdaş ana akım iktisat teorisi basit bir biçimde şahsi çıkarların peşinden gidildiği önkabulü etrafında görüş-birliğine vardığında, iş ve siyasetin pratik dünyasında kapitalizmin güdüsel tamamlayıcıları hususunda kimi kültüre ilişkin söylemler yaşandı. Misal verilecek olursa, Doğu Asya’da “düzen”, “disiplin” ve “sadakat”a (“Asya değerleri”nde olduğu ileri sürülen) bağlılığın kapitalist başarıya katkısı yönünde iddialar görülüyor. Japonya ile başlayan örnek göstermeler önce dört “kaplan”ı içine alacak biçimde genişletildi, sonra da sayıları hızlı bir şekilde git gide artan bi hayli hızlı büyüyen Asya ekonomilerine doğru genişletildi. Konfüçyüsçü ahlaka, samuray kültürüne ve güdülenmeyle alakalı diğer yaklaşımlara yakın zamanlarda yapılan göndermelerin yanında Max Weber’in “Protestan ahlakı” emekli bir atletin çekingen düşünceleri gibi kaldı. Yeni teorisyenlerden bazıları düzen gereksiniminin otoriter yönetimler (ve belki de insan haklarının askıya alınmasını) gerektirdiğini düşünüyor; bu yaklaşım da Hirschman’ın yazılarında ele aldığı düşüncelerle karşı karşıya geldirılmayı hak ediyor. Misal verilecek olursa, Steuart’ın “despotluğun akılsızlığı”nı açıkça eleştirmesi güncel bir tartışma için güzel bir çıkış noktası olurdu. Her ne kadar Hirschman’ın incelemesi tümüyle Avrupa düşüncesine odaklanmışsa da, ele aldığı konu dünyanın yeni kapitalizmin merkezi olma iddiasındaki bölümünde da şu an tam anlamıyla günceldir. Şahsen benim “Asya değerlerinin” harikalarını öven teoriler ile ilgili şüphelerim var. Genelde kötü biçimde araştırılmış genellemelere dayanıyor, bunun yanı sıra otoritercilik ve insan hakları ihlalleri konularında suçlanan hükümet sözcülerince savunma maksadıyla kullanılıyorlar (1993’te Viyana’daki İnsan Hakları Dünya Konferansında dikkat çekici bir biçimde yapıldığı gibi). Ama Hirschman’ın incelediği Avrupa düşünsel geleneğinin fikirlerine yakın duran, davranışın kültürel öncelleri diye niteleyebileceğimiz araştırma alanı (“Asya değerleri” ile alakalı pek olgunlaşmamış iddiaların temelsiz olduğu ortaya konmuş olsa bile) bu “değerler” üzerine ciddi araştırmalar yapmayı makul kılıyor. “Avrupa Aydınlanması”nın doğası, etkili olduğu alan ve insanlık adına ortaya attığı genelleyici savlar -Hirschman tarafından ele alınan başka bir konu- da doğrudan işin içindedir. Bu bereketli araştırma alanı ve iktisatçı olmayan birden fazla birinin de -tarihçiler, edebiyat uzman kişilerı, atropologlar, sosyologlar, psikologlar ve diğerleri- çok ilgisini çekecektir. İktisatçılar umumiyetle birbirleri için yazarlar, ama Hirschman’ın yazıları disipliner sınırları aşan yaklaşımları sebebiyle çok özeldir. Bu çalışma, birden fazla başka eseri gibi, çok çeşitli alanları ilgilendiren konular üzerinedir; Hirschman’ın ilgi çekici savları ve duru üslubu da buna eklenince Tutkular ve Çıkarlar‘ı çok geniş bir kitleyi ilgilendiren bir kitap yapıyor. Misal verilecek olursa, Hirschman kapitalizmin ‘“eksiksiz insan kişiliğinin’ gelişmesini engellediği” şekilindeki sava ilişkin yorumda yer alırken bunun tam da “kapitalizmin yapması beklenen” (burada ele alınan yazarlara göre) şey olduğu gerçeğinin altını çizdiğinde, iktisat dışındaki çeşitli disiplinleri de ilgilendiren bir analiz ortaya koyuyor.

AMAÇLANMAMIŞLARIN GERÇEKLEŞMESİ VE GERÇEKLEŞMEMİŞ AMAÇLAR Bu eserin ana teması bunun yanı sıra kendimizle alakalı bilgi edinme hususundaki ortak bir merakla da ilişkilidır: Şu anda olduğumuz yere nasıl geldik? Bu çalışmadan edindiğimiz aydınlanma kişisel bir kendini keşfe benzetilebilir – erken yaşlara ait unutulmuş düşünceleri toparlamak gibi; tam da makinist olmamaya karar verdiğimiz o döneme ait, ama sahiden olan şeylerle bir biçimde bağlantısı bulunabilecek başka bir şeyin keşfi diyebiliriz buna. Burada anımsanan düşüncelerin halen gelişmekte olan kapitalist düzeni meşrulaştırmada (yararlı şahsi çıkarın gücüne başvurulması yüzünden) epeyce bir etkisi olmuştu ve her ne kadar işler tam anlamıyla öngörüldüğü gibi gelişmese de, düşünceler olup bitenleri etkilemişti. İşte şu anda içinde yaşadığımız gerçek dünyanın meydana getirilmesinde rol oynayan tahayyül edilmiş bir dünyanın can alıcı gerçekliğidir bu. Bu kitapta konu edilen özel alan bir kenara bırakılsa bile, sonuçta kendileri gerçekleşmeseler de etkili ve mühim değişikliklere neden olan ve bu değişiklikleri besleyen beklentiler içindeki ilişkiler genelde çok daha ilgi çekicidir. “Amaçlanmamış ama gerçekleşmiş etkiler”e ilgi duyan Smith ile Menger ve bu etkileri çarpıcı bulan Hayek’in aksine, Hirschman “amaçlanan ama gerçekleşmeyen etkiler”in gücünü ve tesirini göstermektedir. İkinci tip ilkine göre daha zor gözlemlenebiliyor olabilir (gerçekleşmemiş etkiler ortada yoktur), ama o gerçekleşmemiş beklentilerin etkileri bugün bile kuvvetli bir biçimde varlığını sürdürmektedir. Hatta, Hirschman’daki zıtlığın daha ilgi çekici olduğunu iddia ediyorum. Hareketlerimizin kimi etkilerinin amaçlanmamış olması her şeyin birbirine bağlı olduğu bir dünya çapında mühim olabilir de olmayabilir de. Hareketlerimizin çok çeşitli etkileri olabilir ve bunların yalnızca bir kısmı bizim istediklerimizdir. Basit bir örnek vermek gerekirse, gazete almak için evimden dışarı çıktığımda tanımadığım bireyler tarafından görülürüm. Ama dışarı çıkmamın nedenlerinden biri hiç de tanımadığım bireylere görünmek olmayabilir (yalnızca gazete almak istemişimdir); bu amaçlanmamış ama gerçekleşmiş bir etkidir. Birçok vakada “hareketlerin amaçlanmamış etkileri” ile ilgili çıkarılan kuru gürültü biraz yapay olabilmektedir. Buna karşın, amaçlanmış etkilerin -tam da o niyetleri hedefleyerek- girişilen hareketlerde mühim rol oynadığı açıkça görülmektedir. Dolayısıyla, o amaçlanan etkilerin meydana gelmemesi umulandan gerçek bir sapmadır ve bu yüzden fazla daha enteresantir. Her ne kadar Hirschman’ın ele aldığı zıtlık eski “amaçlanmamış etkiler”in değişik bir türü gibi gözükse de, aslında kendisine has bir enteresanliği mevcuttur ve gerçekten de sonuçta Smith, Menger, Hayek ve diğerlerince üne kavuşturulan o sözde açmazdan çok daha müthiş ve derin olabilir.

SON BİR SÖZ Bu önsözde Tutkular ve Çıkarlar’ın yalnızca mühim bir düşünsel katkı değil, bunun yanı sıra Hirschman’ın kendi yazıları içinde da en iyilerinden biri olduğu iddiasını temellendirmek için birtakım nedenler sunmaya çalıştım. Kapsamı tarihsel olduğu kadar günceldir ve yalnızca iktisat veya iktisat tarihinden değil, bir çok değişik disiplinden okurlara sahiptir. Bu kitabı nihai olarak değerlendirirken başvurulacak en çetin standartların yine yazarın kendi eserlerinde olması Hirschman’ın hayranlık yaratan başarılarının bir göstergesidir. Bu heyecan verici standartlara ise eriştiğini aktarabiliriz.

Albert O. Hirschman – Tutkular ve Çıkarlar PDF indir Tıklayın

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu