PDF

Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili PDF Oku indir

Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili PDF Oku indir, e-kitap sitemizde Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili kitabını araştırdık. Ayrıca Sunay Akın tarafından kaleme alınan Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili kitap özetinin yanı sıra, Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili pdf oku, Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili yandex, Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili e-kitap pdf, Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili PDF Drive, Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili Epub gibi indirme linklerini de bulacaksınızdır.

Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili PDF indir Oku

” Aslanlar kendi tarihçilerine kavu şuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir. ” AFRIKA ATASÖZÜ Süttozu Yukarı mahalleden gelen çocuklar ellerindeki mantar tabancaları ateşlerken öte yandan da bağırırlardı: “Hepiniz öleceksiniz, pis Kızılderililer”… Mantar tabancalarımız olmadığı için rolleri değiştirecek gücümüz yoktu. O senelerda, çizgi romanlardan ve sinemadan Amerika yerlileri ile ilgili yalan yanlış bilgi edinen tüm çocuklar, Kızılderili olmanın sonunda kaybetmek manasına geldiğini çok iyi biliyorduk. Yenilen taraf bulunacağımızı bilsek de, yaptığımız oklar ile aşağı mahalleyi savunmaktan başka şansımız kalmazdı. Çünkü, gideceğimiz başka bir yer yoktu!. 23 Nisan merasimlerinde subay kılığına sokulup, okulun en önünde yürütülen, saçları özenle taranmış çocuklar gibi üniforma sahibi olduğumda çok sevinmiştim. Annem ile evden eve geziyor, “Maşaallah” sözüyle birlikte yüzüme savrulan tükürükler karşısında bir hindi gibi kabarıyordum. Gerçeği sünnetçinin karşısına oturtulduğumda anladım: Üniformanın kan ile bir ilişkisi mevcuttur!. O günden sonra da, askerler karşısında çıplak savaşan Kızılderililerin sünnetten korktukları için üniforma giymediklerini sandım. Ama en mühimsi, Nihat Erim’in 19 Eylül 1949’da yaptığı İzmit konuşmasında “Yakın bir gelecekte Türkiye ufak bir Amerika haline gelecektir” sözünden habersiz olarak annemin makyaj malzemeleriyle yüzüme sürdüğim savaş boyalarının politik bir tavır özelliği taşıdığını bilemeyişimdir. Sokağımızda oturan üniversite öğrencilerinin “Okulda içirilen Amerikan süttozlarını seviyor musun?” sorusuna verdiğim yanıta gülümseyerek, “Sen de bizden olacaksın” demelerini de hiç unutamam: “Annem temiz çocuk olmamı isterken, okulda neden tozlu süt içiriyorlar?” Kızılderililerin beyaz adamın yapmış olduğu katliamlara bir anlam veremeyişi gibi her sabah günlük, taze süt içirtilerek gönderildiğim okulda önüme neden süttozu konulduğunu da anlayamadım. Kentin en yüksek tepesine kurulan Amerikan üssü; otlayan inekler içeri girmesin diye, tel örgülerle çevriliydi!.

Cemal Süreya’nın “Afyon Garındaki” adlı şiirinde süttozunun değişik bir kullanılışına tanık oluruz: Afyon garındaki ufak kızı anımsa, hani, Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı; Varto depremini düşün, yardım olarak Batı’dan Gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni. Adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti, Karşıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni, Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın; Tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?. Eşiklere oturmuş bir dolu insan Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Dersim sürgünü bir ailenin en ufak çocuğu olan Cemal Süreya kendisiyle yapılan bir söyleşide konserve fabrikasında işçi olarak çalışan bir arkadaşını anımsar: “Osman Ağabey bir filmi anlatırken eski filmlerden aklında kalan bazı sahnelerden söz ederdi. Böylelikle eski film de yenisine eklenirdi. Birden elini dudağının ucuna götürüp ‘Geronimo’ derdi. Belli ki Geronimo, önceden görmüş olduğu bir filmdeki kötü adamın adıdır. Ayrıca biraz da korku filminden çıkıp gelmiş bir adam gibidir. Ürpererek birbirimize bakardık: Geronimo!.” Apacheler’in reisi olan Geronimo’nun adını ben de ilk kez babamdan duymuştum. Görmüş olduğu bir filmde ormanda gezinen kovboyun ağzındaki şarkıyı söylerdi: Maymunların kralı Geronimo nerdesin Karnım ziller çalıyor Yesem seni ne dersin? Tam o sırada ağaçların içinden Kızılderililerin çıktığını anlatan babam, kovboyun düştüğü gülünç durumu gülümseyerek ve de hiç usanmadan defalarca taklit ederdi… İlkokul saatleri civarında içtiğim süttozlarının ardındaki gerçeği arama çabamda bir Kızılderili gibi iz sürdüm kitapların, dergilerin sayfaları içinde… Bir yaz akşamı, Boğaz’ın ortasındaki Kız Kulesi’nin beyaz duvarında Kızılderililerin vahşi olarak gösterildiği bir kovboy filmi izlediğinizi düşleyin. İşte, o an, omzunuza konan bir martı kulağınıza şunları söyleyecektir: “Kız Kulesi”ne de bakıyorsun, Kızılderililere de… Ama gerçeği göremiyorsun… Gel benimle.” Gidip gitmemek sizin elinizde! Ama en mühimsi, Nihat Erim’in 19 Eylül 1949’da yaptığı İzmit konuşmasında “Yakın bir gelecekte Türkiye ufak bir Amerika haline gelecektir” sözünden habersiz olarak annemin makyaj malzemeleriyle yüzüme sürdüğim savaş boyalarının politik bir tavır özelliği taşıdığını bilemeyişimdir. Sokağımızda oturan üniversite öğrencilerinin “Okulda içirilen Amerikan süttozlarını seviyor musun?” sorusuna verdiğim yanıta gülümseyerek, “Sen de bizden olacaksın” demelerini de hiç unutamam: “Annem temiz çocuk olmamı isterken, okulda neden tozlu süt içiriyorlar?” Kızılderililerin beyaz adamın yapmış olduğu katliamlara bir anlam veremeyişi gibi her sabah günlük, taze süt içirtilerek gönderildiğim okulda önüme neden süttozu konulduğunu da anlayamadım. Kentin en yüksek tepesine kurulan Amerikan üssü; otlayan inekler içeri girmesin diye, tel örgülerle çevriliydi! Cemal Süreya’nın “Afyon Garındaki” adlı şiirinde süttozunun değişik bir kullanılışına tanık oluruz: Afyon garındaki ufak kızı anımsa, hani, Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı; Varto depremini düşün, yardım olarak Batı’dan Gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni. Adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti, Kansıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni, Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın; Tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?. Eşiklere oturmuş bir dolu insan Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Dersim sürgünü bir ailenin en ufak çocuğu olan Cemal Süreya kendisiyle yapılan bir söyleşide konserve fabrikasında işçi olarak çalışan bir arkadaşını anımsar: “Osman Ağabey bir filmi anlatırken eski filmlerden aklında kalan bazı sahnelerden söz ederdi.

Böylelikle eski film de yenisine eklenirdi. Birden elini dudağının ucuna götürüp ‘Geronimo’ derdi. Belli ki Geronimo, önceden görmüş olduğu bir filmdeki kötü adamın adıdır. Ayrıca biraz da korku filminden çıkıp gelmiş bir adam gibidir. Ürpererek birbirimize bakardık: Geronimo!.” Apacheler’in reisi olan Geronimo’nun adını ben de ilk kez babamdan duymuştum. Görmüş olduğu bir filmde ormanda gezinen kovboyun ağzındaki şarkıyı söylerdi: Maymunların kralı Geronimo nerdesin Karnım ziller çalıyor Yesem seni ne dersin? Tam o sırada ağaçların içinden Kızılderililerin çıktığını anlatan babam, kovboyun düştüğü gülünç durumu gülümseyerek ve de hiç usanmadan defalarca taklit ederdi… İlkokul saatleri civarında içtiğim süttozlarının ardındaki gerçeği arama çabamda bir Kızılderili gibi iz sürdüm kitapların, dergilerin sayfaları içinde… Bir yaz akşamı, Boğaz’ın ortasındaki Kız Kulesi’nin beyaz duvarında Kızılderililerin vahşi olarak gösterildiği bir kovboy filmi izlediğinizi düşleyin. İşte, o an, omzunuza konan bir martı kulağınıza şunları söyleyecektir: “Kız Kulesi”ne de bakıyorsun, Kızılderililere de… Ama gerçeği göremiyorsun… Gel benimle.” Gidip gitmemek sizin elinizde! Tek Eksiğimiz Bülbül Sesi!. Atlarını dörtnala koşturan askerler Kolomb’a Fransa sınırında yetişmeyi başarırlar. Askerlerin komutanı, İspanya kraliçesi Isabella’nın istediği parayı vereceğini söyler. Bunun üzerine Kolomb, Fransız kralının desteğini almaktan vazgeçer ve kraliçenin kararını değiştirmesinden tatmin bir biçimde geri döner. 1492 senesinin 3 Ağustos günü tüm çalışmalarını tamamlayan üç karavel Barra di Saltes limanından rüzgâra yelken açar. Diğer iki gemiden daha kuvvetli fakat daha az süratli olan Amiral gemisinin adı Santa Maria’dır. İlk adı “La Galleya” iken, Kolomb’un emrine verilince bu ad değiştirilir.

Santa Maria’nın uzunluğu 30 metreden biraz fazla, alanı ise 9 metreydi. İkinci geminin adı Pinta’dır. Armatör Pinto’dan alıyordu adını. Uzunluğu 22 metre, alanı 7 metre olan geminin kaptanı Martin Alonsa Pinson’dur. Asıl adı “Santa Clara” olan üçüncü gemiye denizciler “Nina” diyorlardı. Bunun nedeni geminin Nino di Palos ailesinin malı olmaşıdır. Kaptanlık görevini VincenteYanez Pinzon’un yaptığı Nina’nın uzunluğu 20 metre, alanı ise 7 metredir. Her üç gemide toplam 87 denizci görev yapmaktadır. Karavellerin direklerine de bir göz atalım: Maestra adı verilen direğin boyu geminin uzunluğundan biraz fazlaydı. Maestra’nın yarı büyüklüğündeki direğin adı Trinket idi. Denizciler, üçüncü direğe ise Mezzana diyorlardı. Rüzgâra dayanıklı olmaları için yelkenleri dört köşeli olan gemilerin altları da istiridyeler yapışmasın diye ziftle kaplanmıştı. İspanya bayrağı üç gemide de asılıdır. Ama Santa Maria’da, Kolomb’un, mavi fon üzerine altın yaldızlı bir çapanın olduğu özel bayrağı da göze çarpar! Ve Kristof Kolomb, “Allah adına” diyerek başladığı günlüğüne şunları yazar: “1492 Ağustosu’nun 3’ünde Barra di Saltes’den ayrılıyor ve bütün hızımızla güneye iniyoruz.” 7 Ağustos günü Pinta’nın dümeni arızalanır ve Büyük Kanarya Adası’na doğru yönelir.

Diğer iki gemi Gomes Adası’na doğru yol alır. Hava durgun olup, rüzgâr istenildiği kadar kuvvetli esmemektedir. Tatsızlık yaratır bu durum. Üstelik bir de, Tenerif Yanardağı’ndan lavlar püskürmektedir. Denizciler bunu uğursuzluk sayarlar!. Santa Maria ve Nina, 12 Ağustos günü Gomes limanına demir atarlar. Pinta’nın yerine yola devam edecek başka bir gemi aranır ama bulunamaz.

Sunay Akın – Kız Kulesindeki Kızılderili PDF indir Tıklayın

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu